AYNI ANDA İKİ ATA BİNİLMEZ
Hayatta bazen sorun; seçeneklerin azlığı değil, fazlalığıdır.
Birden fazla fırsat, birden fazla hedef, birden fazla yol önümüzde durduğunda hepsini birden kaybetmemek için ilginç bir eğilim gösteririz: Hiçbirinden vazgeçmemeye çalışırız.
Oysa iki ata aynı anda binilmez.
Bu metafor bana hayatın önemli gerçeklerinden birini hatırlatıyor: Seçmek, yalnızca bir şeye yönelmek değil, diğer bazı alternatiflerden vazgeçmeyi de göze almaktır.
İnsan bazen iki kariyeri, iki stratejiyi, iki yaşam biçimini, hatta birbirleriyle çelişen iki hedefi aynı anda sürdürmeye çalışabilir. Bunun nedeni kararsızlık olabileceği gibi, seçeneklerden birini kaybetme korkusu da olabilir. Fakat kaynaklarımız sınırsız değildir.
👉Zaman sınırlıdır.
👉Dikkat sınırlıdır.
👉Enerji sınırlıdır.
👉Hatta karar verme kapasitemiz bile sınırlıdır.
Bu nedenle mesele her zaman “Daha başka neler yapabilirim?” değildir. Bazen daha önemli soru şudur:
“Neyi yapmamayı seçiyorum?”
İki atın arasında kalmaya çalışmak, ilk bakışta seçenekleri korumak gibi görünebilir. Oysa atlar farklı yönlere gitmeye başladığında bunun adı seçenek zenginliği olmaktan çıkar. Denge problemi başlar.
DOĞRU ATI SEÇMEK YETMEZ
Bu metaforun bana göre daha ilginç bir ikinci bölümü var.
Ata binmeye karar verdiniz. Şimdi üzengiye ayağınızı koyacak, biraz güç alacak ve sıçrayarak eyerin üzerine oturacaksınız.
Burada da bir ölçü gerekiyor. Yeterince güç uygulamazsanız eyere çıkamazsınız. Ama gereğinden fazla sıçrarsanız bu kez eyeri aşıp atın öbür tarafından yere düşebilirsiniz.
Hayatta da bazı davranışların etkisi buna benzer. Cesaret gereklidir.
Fakat ölçüsüz cesaret, gözü karalığa dönüşebilir. Özgüven değerlidir.
Fakat fazlası, insanın kendi yanılabilirliğini unutmasına yol açabilir.
Azim başarı için önemlidir. Fakat vazgeçilmesi gereken yerde sürdürülen azim, inada dönüşebilir. Tedbir gereklidir. Fakat aşırı tedbir, insanı hareket edemez hale getirebilir.
Çalışmak değerlidir. Fakat daha fazla çalışmanın her zaman daha iyi sonuç vereceğini düşünmek de yanıltıcıdır.
Demek ki birçok konuda ilişki doğrusal değildir.
Bir şey faydalıysa, daha fazlası mutlaka daha faydalı olmayabilir.
Belirli bir noktaya kadar artan çaba performansı yükseltebilir; fakat o noktadan sonra aynı çabanın marjinal getirisi azalabilir, hatta aşırılık performansı bozabilir.
Tam da ata binerken olduğu gibi:
👉Sıçramak gerekir. Ama mesele mümkün olduğunca yükseğe sıçramak değildir. Mesele eyere oturacak kadar sıçramaktır.
HAYAT BAZEN MAKSİMUMU DEĞİL, OPTİMUMU ARAR
Modern hayat bize sık sık “daha fazla” fikrini telkin ediyor.
👉Daha fazla çalış.
👉Daha fazla kazan.
👉Daha hızlı ilerle.
👉Daha çok görünür ol.
👉Daha iddialı hedefler koy.
Oysa insan hayatındaki pek çok değişkende başarı maksimum noktada değil, optimum noktada ortaya çıkar. Maksimum ile optimum aynı şey değildir. Maksimum, yapılabilecek en fazlasını; optimum ise koşullar içinde en uygun olanı ifade eder.
Olgunlaşmanın önemli göstergelerinden biri bu ikisi arasındaki farkı görebilmektir. Çünkü hayatın bazı dönemlerinde daha fazla çaba gerekirken, bazı dönemlerinde biraz geri çekilmek; bazen hızlanmak gerekirken bazen yavaşlamak; bazen ısrar etmek gerekirken bazen de başka bir yolu seçmek daha doğru olabilir.
Bunun önceden hazırlanmış tek bir formülü yoktur. Belki tecrübenin değeri de biraz burada ortaya çıkar:
“Ne zaman sıçrayacağımızı bilmek kadar, ne kadar sıçramamız gerektiğini sezebilmekte.”
İKİ AYRI DENGE
Sonuçta bu basit at metaforu bana iki farklı dengeyi düşündürüyor.
Birincisi tercih dengesi: İki ata aynı anda binmeye çalışmamak.
İkincisi ise ölçü dengesi: Seçtiğimiz ata binebilmek için gerektiği kadar sıçramak.
Birincisinde sorun, vazgeçememektir. İkincisinde ise ölçüyü kaçırmak.
Hayatın birçok alanında yaptığımız hatalar da bu iki uç arasında ortaya çıkıyor. Ya karar veremediğimiz için iki atın arasında kalıyoruz…
Ya da karar verdikten sonra öylesine büyük bir hırsla sıçrıyoruz ki eyerin üzerinden geçip öbür taraftan yere düşüyoruz.
Oysa bazen iyi bir hayat stratejisinin özeti sanıldığından çok daha basit olabilir:
👉Doğru atı seçmek.
👉Diğerlerinden vazgeçebilmeyi kabul etmek ve eyere oturacak kadar sıçramak. Ne bir eksik. Ne bir fazla…
Saygı ile
Serdar DURAT
