BELİRSİZLİK ÇAĞINDA TÜKETİM PSİKOLOJİSİ
Ekonomi bilimi uzun yıllar boyunca insanların gelirleri azaldığında harcamalarını kısacağını, belirsizlik arttığında ise tasarrufa yöneleceğini varsaydı. Ancak insan davranışları her zaman ekonomik modellerin öngördüğü kadar rasyonel değildir.
Son yıllarda yaşanan pandemi, ekonomik dalgalanmalar, yüksek enflasyon, savaşlar ve teknolojik dönüşümler, insanların geleceğe bakışını önemli ölçüde değiştirdi. Belirsizliğin arttığı dönemlerde bireyler yalnızca ekonomik değil, psikolojik kararlar da vermeye başlarlar.
Davranışsal ekonominin öncülerinden Daniel Kahneman ve Amos Tversky, insanların kararlarını her zaman mantıksal maliyet-fayda hesaplarıyla vermediklerini göstermişlerdir. Duygular, beklentiler ve algılanan riskler de kararlarımız üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir.
Psikolojide “Present Bias” yani “şimdiki zamana öncelik verme eğilimi” olarak bilinen kavrama göre insanlar geleceği daha belirsiz gördüklerinde bugünkü deneyimlere daha fazla değer vermeye başlarlar. Çünkü yarın garanti değildir; elde olan ise bugündür.
Bu nedenle belirsizlik dönemlerinde bazı insanlar harcamalarını kısarken, bazıları ise tam tersine yaşam kalitesini artıracak deneyimlere yönelir. Seyahat etmek, yeni şeyler öğrenmek, sevdikleriyle daha fazla zaman geçirmek veya uzun süredir erteledikleri bir hayalini gerçekleştirmek isteyebilirler.
Burada önemli olan harcamanın miktarı değil, arkasındaki psikolojidir.
Yaklaşık 125 yıl önce iktisatçı ve sosyolog Thorstein Veblen, insanların bazı tüketim tercihlerinin ihtiyaçtan çok statü ve görünürlük amacı taşıdığını ileri sürmüştü. Günümüzde sosyal medya bu eğilimi daha da görünür hale getirmiştir. Artık bazı tercihler, sahip olmak için değil, göstermek için yapılabilmektedir.
Ancak araştırmalar mutluluğun yalnızca tüketimle açıklanamayacağını da ortaya koymaktadır. Psikologların “Hedonik Adaptasyon” adını verdiği olguya göre insanlar sahip oldukları yeni ürünlere, deneyimlere ve konfor seviyelerine kısa sürede alışırlar. Dün büyük heyecan yaratan bir şey, zamanla sıradanlaşır.
Bu nedenle sürdürülebilir mutluluğun kaynağı çoğu zaman tüketimden çok; anlamlı ilişkiler, aidiyet duygusu, amaç sahibi olmak ve kişisel gelişimdir.
Bana göre de asıl sorulması gereken soru:
Belirsizlik karşısında nasıl yaşamalıyız? olmalıdır.
Sürekli geleceği düşünerek bugünü ertelemek mi, yoksa yalnızca bugüne odaklanarak yarını ihmal etmek mi?
Bilimsel çalışmalar her iki yaklaşımın da aşırıya kaçtığında sorun ürettiğini göstermektedir. Sağlıklı bireyler ve sağlıklı toplumlar; bugünün tadını çıkarırken yarının sorumluluğunu da taşıyabilenlerdir.
Tasarruf ile yaşam kalitesi, güvenlik ile özgürlük, gelecek planları ile bugünün mutluluğu arasında kurulabilen denge, ekonomik olgunluğun ve psikolojik sağlığın en önemli göstergelerinden biridir.
Sonuç olarak tüketim davranışlarımız yalnızca gelir düzeyimizi değil; umutlarımızı, korkularımızı, beklentilerimizi ve hayata yüklediğimiz anlamı da yansıtır. Çünkü insanlar çoğu zaman sadece paralarını değil, geleceğe dair algılarını da harcarlar.
Saygı ile
Serdar DURAT
