THESEUS’UN GEMİSİ: DEĞİŞİRKEN AYNI KALABİLMEK
Felsefenin bazı soruları vardır. İlk duyduğunuzda basit görünür, biraz düşündüğünüzde ise ayağınızın altındaki zemini çeker.
Theseus’un Gemisi bunlardan biridir.
Eski Yunan düşüncesinden gelen ünlü paradoks kabaca şöyledir:
Theseus’un gemisi uzun yıllar korunur. Zaman içinde çürüyen tahtaları birer birer yenileriyle değiştirilir. Önce birkaç tahta, sonra diğerleri… Yıllar geçer ve sonunda geminin başlangıçtaki parçalarından hiçbiri kalmaz.
Soru basittir:
Karşımızdaki hala Theseus’un gemisi midir?
Eğer cevabımız evetse, bir şeyi “o şey” yapan maddesi değildir.
Ama hayır diyorsak, gemi hangi tahta değiştirildiği anda eski gemi olmaktan çıkmıştır?
Yüzüncü tahta mı? Yarısı değiştiğinde mi? Son tahta söküldüğünde mü?
Soruyu daha da zorlaştıralım. Sökülen eski tahtaların tamamı bir yerde saklansa ve daha sonra onlarla ikinci bir gemi yapılsa, hangisi gerçek Theseus’un gemisidir?
Kesintisiz biçimde varlığını sürdüren ama bütün parçaları değişmiş olan mı? Yoksa özgün parçalarından yeniden yapılan mı?
Bu, yalnızca antik bir geminin hikayesi değildir. Asıl rahatsız edici soru, geminin yerine insanı koyduğumuzda başlar.
👉Bedenimiz değişiyor.
👉Düşüncelerimiz değişiyor.
👉Bilgimiz, zevklerimiz, korkularımız, hayallerimiz, dostluklarımız değişiyor.
👉Yirmili yaşlarımızda kesinlikle doğru olduğuna inandığımız bir düşünceyi yıllar sonra çocukça bulabiliyoruz.
Peki bütün bunlar değişirken bizi aynı insan yapan nedir?
👉Hafızamız mı?
👉Değerlerimiz mi?
👉Karakterimiz mi?
👉Geçmişimiz mi?
👉Yoksa çocukluğumuzdan bugüne kesintisiz devam eden ve tarif etmekte zorlandığımız bir benlik duygusu mu?
İngiliz filozofu John Locke, kişisel kimlik sorununa dikkat çekici bir yerden yaklaşmıştı. Locke açısından kişinin zaman içindeki sürekliliğinde belirleyici olan yalnızca aynı bedene sahip olmak değildi. Bilinç, özellikle de geçmişteki deneyimleri kendimize ait olarak hatırlayabilmemiz, kişisel kimliğin temel unsurlarından biriydi.
Başka bir ifadeyle, yıllar önce bir olayı yaşayan kişiyle bugün o olayı “ben yaşadım” diyerek hatırlayan kişi arasında zihinsel bir süreklilik vardır.
İlk bakışta oldukça ikna edici. Ama bu kez başka sorular ortaya çıkıyor.
Çocukluğumuzun büyük bölümünü hatırlamıyoruz. Yaşadığımız binlerce gün hafızamızdan silinmiş durumda. Üstelik modern psikolojinin de gösterdiği gibi hafıza geçmişin kusursuz biçimde saklandığı bir arşiv değil; hatırlama sırasında yeniden kurulan, yanılabilen ve zamanla değişebilen bir süreç.
Öyleyse kimliğimizin temelini hafızaya dayandırırsak, hatırlamadığımız zamanlardaki kişi kimdi?
O kişi biz değil miydik?
Dahası, geçmişte yaşadığımız aynı olayı bugün yirmi yıl öncesinden farklı hatırlıyorsak, değişen yalnızca anımız mıdır; yoksa o anının üzerine kurduğumuz “ben” de biraz değişmiş midir?
Theseus’un Gemisi tam burada yeniden karşımıza çıkıyor.
Geminin tahtaları nasıl yavaş yavaş değişiyorsa insanın zihinsel tahtaları da değişiyor olabilir. Bazı anılar kayboluyor. Yeni deneyimler ekleniyor. Değerler dönüşüyor. İnsanlar hayatımıza giriyor ve çıkıyor.
Başarılar, başarısızlıklar, aşklar, kayıplar ve hayal kırıklıkları karakterimizin bazı parçalarını yeniden biçimlendiriyor.
Fakat bütün bunlara rağmen sabah aynaya baktığımızda karşımızdaki insana tereddüt etmeden “ben” diyoruz.
Neden?
Üstelik Theseus’un Gemisi yalnızca bireyler için geçerli değildir.
Kurumları düşünelim.
İnsanları, yöneticileri, kuralları, gelenekleri ve değerleri zaman içinde değişen bir kurum ne zamana kadar aynı kurumdur?
Bir şirketin adı ve logosu aynı kalırken kuruluş değerleri tamamen değişmişse hala aynı şirket midir?
Bir dostluk yıllar içinde biçim değiştiriyor, ortaklıklar ve beklentiler ortadan kalkıyor ama adı “dostluk” olarak kalıyorsa gerçekten aynı ilişkiden mi söz ediyoruz?
Belki de paradoksun gücü tam burada yatıyor.
Bize değişimin karşısında iki kolay seçenek sunmuyor:
“Aynıdır” veya “değildir.”
Daha zor bir ihtimali düşündürüyor:
Bir şey değişirken aynı kalabilir mi?
Daha önemlisi: Ne kadar değişebilir?
Belki insan hayatındaki asıl mesele değişmemek değildir. Çünkü değişmemek zaten mümkün görünmüyor.
Asıl mesele, değişirken hangi parçalarımızı değiştirebileceğimizi ve hangi parçaları değiştirdiğimizde artık başka biri olacağımızı sorgulamaktır.
Locke bize hafızayı ve bilinci düşündürüyor. Theseus’un Gemisi ise sürekliliği. Fakat ikisi de son sözü söylemiyor.
Belki de iki bin yılı aşkın süredir bu sorunun hala tartışılmasının nedeni budur.
Geminin bütün tahtalarını değiştirebilirsiniz.
Ama insan söz konusu olduğunda soru çok daha çarpıcıdır:
Hayat boyunca kendimizden neleri değiştirebiliriz de hala “ben” olarak kalırız?
Hangi parçayı değiştirdiğimizde…artık aynı insan değilizdir?
Saygı ile
Serdar DURAT
