KURALSIZ DÜNYA
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kurulan uluslararası sistem kusursuz değildi ancak öngörülebilirlik üretiyordu. Birleşmiş Milletler, uluslararası hukuk, çok taraflı anlaşmalar ve kurumsal ittifaklar büyük güçlerin davranışlarını tamamen sınırlayamasa da onlara maliyet yükleyen bir çerçeve oluşturuyordu. Bu düzen, devletlerin yalnızca güçleriyle değil, aynı zamanda meşruiyet arayışlarıyla hareket ettiği bir denge alanıydı.
Son yıllarda ise özellikle Trump döneminde belirginleşen yaklaşım, bu normatif çerçeveyi tali, hatta gereksiz görme eğilimi taşıyor. Çok taraflılık yerine ikili pazarlıklar, kurumsal bağlayıcılık yerine anlık çıkar hesapları ve değer temelli dış politika yerine “işlem mantığına” dayalı bir strateji öne çıkıyor. Bu yönelim, yalnızca ABD dış politikasında bir ton değişikliği değil; 1945 sonrası kurulan düzenin zihinsel temellerine yönelik bir aşınma anlamına geliyor.
Kuralların Zayıflaması Ne Anlama Gelir?
Uluslararası sistemde kurallar ortadan kalktığında boşluk oluşmaz; o boşluk çoğu zaman daha sert ve daha ilkel kurallar tarafından doldurulur ki onlar güç kurallarıdır. Bu durumun sonuçları aktörlerin büyüklüğüne göre farklılaşır.
Büyük güçler açısından kuralsızlık, daha açık ve daha az örtülü bir rekabet ortamı yaratır. Nüfuz alanları genişletilmeye çalışılır, bölgesel etki sahaları keskinleşir ve Soğuk Savaş dönemini hatırlatan “etki bölgeleri” anlayışı yeniden güç kazanır. Ancak asıl kırılganlık orta ve küçük ölçekli devletlerde ortaya çıkar. Çünkü uluslararası hukuk ve kurumlar, bu ülkeler için yalnızca normatif değil, aynı zamanda koruyucu işlev görüyordu. Kurumsal zemin zayıfladıkça bu ülkeler, büyük güç rekabetinin satranç tahtasına dönüşme riskiyle karşı karşıya kalır.
Ekonomik düzlemde de benzer bir dönüşüm gözlenir. Kurallara dayalı ticaret sistemi zayıfladığında, yerini yaptırımlar, ticaret savaşları ve siyasileşmiş tedarik zincirleri alır. Küreselleşmenin sağladığı karşılıklı bağımlılık, istikrar üretmek yerine kırılganlık kaynağına dönüşebilir. Enerji, gıda ve teknoloji alanlarında yaşanacak her gerilim, artık yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir kriz niteliği taşır.
Kuralsızlığın Bulaşıcı Niteliği:
Uluslararası ilişkiler literatüründe normların gücü, yalnızca yazılı olmalarından değil, örnek alınmalarından gelir. Sistemi kuran ve sürükleyen bir gücün kuralları ihmal etmesi, diğer aktörler için güçlü bir meşruiyet zemini yaratır. “En güçlü uymuyorsa, ben neden uyayım?” sorusu, çözülmenin başlangıç noktasıdır.
Bu süreç, zincirleme bir etki üretir: sınır ihlalleri artar, deniz yetki alanları gerilimleri çoğalır, silahlanma hızlanır ve nükleer caydırıcılık yeniden merkezi bir güvenlik aracı haline gelir. Böyle bir ortamda istikrar, kurumsal güvene değil, korku dengesine dayanır.
Tarihsel Hafıza Ne Söylüyor?
Kuralsız ya da zayıf kurallara sahip uluslararası sistemlerin tarihsel örnekleri, istikrar değil belirsizlik üretmiştir. 1914 öncesi güç dengesi sistemi ve 1930’ların revizyonist yayılmacılık dönemi, büyük savaşların yalnızca planlı saldırganlıkların değil, aynı zamanda yanlış hesaplamaların ürünü olduğunu göstermiştir. Kuralların zayıf olduğu ortamlarda devletler niyet okumaya çalışır; bu da güvenlik ikilemini derinleştirir.
Bugünün dünyası ise geçmişten daha tehlikeli bir yapısal özellik taşımaktadır: ekonomik karşılıklı bağımlılık çok daha yüksek, askeri yıkım kapasitesi çok daha büyük ve teknolojik etkileşim çok daha yoğundur. Bu nedenle 19. yüzyılın güç siyasetine benzer bir ortama dönüş, 21. yüzyıl araçlarıyla yaşanacağı için çok daha yıkıcı sonuçlar doğurabilir.
Dünya Kuralsızlığa Hazır mı?
Kısa cevap olumsuzdur. Mevcut küresel sistem, kuralsızlığı absorbe edecek esnekliğe sahip değildir. Kurumsal mekanizmaların zayıflaması, çatışmaları azaltmaz; aksine onları daha öngörülemez ve daha geniş ölçekli hale getirir. Kuralsızlık, özgürlük değil, belirsizliğin kurumsallaşmasıdır.
Bugün karşı karşıya olduğumuz temel soru şudur: Yaşananlar geçici bir siyasal sapma mıdır, yoksa liberal uluslararası düzenin tarihsel ömrünün dolduğunu mu göstermektedir? Eğer ikinci ihtimal güç kazanırsa, dünya kuralların değil, güç merkezlerinin yön verdiği; çok kutuplu, sert ve istikrarsız bir döneme doğru ilerliyor demektir.
Bu durumda mesele yalnızca büyük güçlerin rekabeti değil; kurumsal güvencelerini yitiren toplumların, devletlerin ve bölgelerin nasıl ayakta kalacağı sorunudur. “Kuralsız dünya” en çok, kurallara en fazla ihtiyaç duyanlar için ağır bir bedel üretir ve gelecek vadeder kanaatindeyim.
Saygı ile
Serdar DURAT
06.02.2026
