EMEKLİLİĞİ OLMAYAN, ÖMÜR BOYU KULLANILABİLECEK YETKİNLİKLER
Hayatımızın önemli bir bölümünü bir meslek edinmek, o meslekte ilerlemek, bir konuma ulaşmak ve geçimimizi sağlamak için harcıyoruz. Fakat üzerinde belki de yeterince düşünmediğimiz bir soru var: Bir gün mesleğimiz, görevimiz veya unvanımız sona erdiğinde geriye ne kalacak?
Hemen her görevin bir sonu vardır. Makamlar bırakılır, şirketlerden ayrılınır, üniformalar çıkarılır, profesyonel kariyerler tamamlanır. Üstelik teknolojik değişim, bugün çok değerli olan bazı teknik bilgi ve becerilerin yarın önemini azaltabilir.
Fakat insanın bütün yetkinlikleri aynı hızla eskimez.
Düşünmek, öğrenmek, öğretmek, yazmak, anlatmak, üretmek, tasarlamak, sorun çözmek, muhakeme etmek, insanları anlamak, deneyimleri aktarmak, yeni kuşaklara rehberlik etmek, farklı insanlar arasında bağ kurabilmek…Bunların çoğunun resmi bir emeklilik tarihi yoktur. Hatta bazıları yaşla birlikte yalnızca korunmakla kalmaz; yılların getirdiği bilgi, deneyim ve perspektifle daha değerli hale gelebilir.
Bu nedenle kariyerimizi yalnızca meslek ve unvanlar üzerine değil, zamanın aşındırmakta zorlandığı yetkinlikler üzerine de kurmamız gerektiğini düşünüyorum.
Ben buna “zamana dirençli insan sermayesi” diyorum.
Bilim dünyasında sağlıklı yaşlanma artık yalnızca daha uzun yaşamak veya hastalıklardan korunmak şeklinde değerlendirilmiyor. İnsanın ileri yaşlarında da öğrenebilmesi, ilişki kurabilmesi, karar verebilmesi, toplumsal hayata katılabilmesi ve kendisi için anlam taşıyan faaliyetleri sürdürebilmesi önemseniyor.
Psikoloji araştırmalarında da yaşam amacı ve anlam duygusu giderek daha fazla önem kazanıyor. İnsanların kendilerini hala işe yarar, üretken ve başkalarının hayatına katkıda bulunabilir hissetmeleri; sosyal bağlar ve psikolojik iyi oluş açısından önemli görünüyor.
Dolayısıyla mesele yalnızca çalışmaya devam etmek değildir.
Mesele değer üretmeye devam edebilmektir.
Bu ayrım özellikle yaş ilerledikçe daha önemli hale geliyor.
Modern toplum gençliği, hızı ve yeniliği fazlasıyla öne çıkarıyor. Özellikle sanat, medya, spor ve sahne dünyasında bunu çok açık görüyoruz. Bir dönem milyonların tanıdığı insanlar, ilerleyen yaşlarında toplumun dikkat alanından hızla uzaklaşabiliyorlar.
Yaşlanmak, toplumsal hayattan çekilmek anlamına gelmemeli.
Çünkü toplumun yalnızca gençliğin enerjisine ve yenilikçiliğine değil; deneyime, hafızaya, ustalığa, muhakemeye, sağduyuya ve kuşaklar arasında gönül ve kültür köprüsü kurabilecek insanlara da ihtiyacı vardır.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor:
Amaç hep göz önünde olmak değildir. Amaç, göz önünde olmadığımızda bile değerli kalabilmektir.
Popülerlik geçicidir. Şöhret kaybolabilir. Makam sona erebilir. Mesleki statü değişebilir. Fakat insan hala üretebiliyor, öğretebiliyor, düşünebiliyor, deneyimlerini aktarabiliyor ve başkalarının hayatına katkıda bulunabiliyorsa toplumsal değeri yalnızca yaşıyla ölçülemez.
Belki bu nedenle hangi yaşta olursak olalım kendimize zaman zaman şu soruyu sormalıyız:
“Bugün geliştirdiğim hangi yetkinlik, yıllar sonra da başka insanların hayatına değer katmamı sağlayacak?”
Bu soru yalnızca yirmili yaşlardaki bir gence sorulacak bir kariyer sorusu değildir. Kırk yaşında da sorulabilir. Altmış yaşında da.
Çünkü öğrenmenin, üretmenin, aktarmanın ve katkıda bulunmanın zorunlu bir emeklilik yaşı yoktur.
Uzun bir hayatın en anlamlı hedeflerinden biri, yalnızca geçmiş başarılarımızla hatırlanan biri olmak yerine bugün de söyleyecek sözü, aktaracak bilgisi, paylaşacak deneyimi ve üretecek değeri bulunan bir insan olarak kalabilmektir. Bunun için hayatın mümkün olduğunca erken dönemlerinden başlayarak emekliliği olmayan yetkinlikler biriktirmek gerekir. Öyle yetkinlikler edinelim ki yaşımız ilerledikçe yalnızca geçmişimizle hatırlanmayalım; bugün ürettiklerimiz, düşündüklerimiz ve topluma kattıklarımızla da önemsenmeye devam edelim.
Saygı ile
Serdar DURAT
