SERDAR DURAT

 

              

LİDERLİK ASLINDA BİR İLETİŞİM BECERİSİDİR:
 

 

 

 

 

Değerli düşünür dostlarım,

 Geleneksel liderlik yöntemleri artık ne insanları ne de sistematik organizasyonları sevk ve idare edebilmeye yetmiyor. Küreselleşme, teknolojik gelişim ve hayatın hemen her alanındaki kültürel değişim, tepeden tabana buyurgan bir liderlik anlayışını etkisiz ve demode kılmıştır. Gerek otokratik gerekse demokratik kurumlarda yüksek verimlilik ve güçlü aidiyet duygusu başarı için vazgeçilmez değerler haline gelmiştir.

Bu iki konuda değer sıçraması yaratabilmek için ise hiyerarşik ilişkiler yumuşatılmış daha medeni ve insan onurunu merkeze alan kurum içi iletişim usülleri tercih edilir olmuştur. Gelişmiş ülkelerde artık liderler, mahiyetlerindeki sistemin her kademedeki çalışanları ile pozitif bir iletişim halinde olmaya çalışmaktadırlar.

 Bu iletişimin en önemli özelliği ise eşit paydaşlar arasında yapılan bir sohbet gibi olmasıdır. Hesap sorma, talimat verme, empozelerde bulunma gibi klasik lider yaklaşımları çoktan terk edilmiş olup ast kademedekilerin bireysel fikirleri, önerileri ve görüşleri kurumun kollektif vizyonu için girdi parametreleri olarak kabullenilmiştir.

 Akıllı ve başarılı liderler, çalışanlarına tepeden inme şifahi ve/veya yazılı emirler yağdırarak onları robotlaştırmaktansa onlarla sürekli samimi ve teşvik edici bir istişareyi benimsemektedirler.  Böylelikle tüm personelin kurum menfaatleri doğrultusunda gönülden angaje olmalarını, operasyonel esnekliği, stratejik yaratıcılığı elde etmektedirler.

Modern yönetim stratejilerinde Lider ve mahiyeti arasındaki iletişimin dört temel unsuru vardır.

1. İçtenlik ve sahicilik; Lider ve çalışanlar/paydaşlar arasında yakınlaşma sağlar.

Bu yakınlaşmanın her zaman fiziksel / mekan bazlı olması gerekmez, duygu ve düşünce bazında yakınlaşma önemlidir. Lider ve her kademedeki çalışanlar arasında karşılıklı fikir teatisi tabiatı ile karşılıklı güveni besler. Güvenin olmadığı yerde samimiyet de yoktur.

Çalışanların liderleri tarafından önemsendiklerini hissetmeleri performanslarını ve yaratıcılıklarını yükseltir.

2. Etkileşim; İletişim odaklı yönetim tarzını benimseyen liderler,ne zaman konuşacaklarını ve ne zaman dinleyeceklerini çok iyi billirler. Ekibini, muhataplarını, paydaşlarını can kulağı ile dinlemek, liderlere doğru ve süratli kararlar verebilmeleri için büyük fırsatlar sunar.

3. Yönetime ve karar süreçlerine dahil etme; Liderin çalışanların her birinin kurum faaliyet süreçlerindeki rollerini ve katkılarını merkeze alması halidir. Çalışanların kendi yaratıcı fikirlerini Liderle kolayca ve isteyerek paylaşmalarına olanak verir.

4.  İyi niyetli olma ; Liderin kurumsal stratejik prensiplerini çalışanlara emir şeklinde dikte etmek yerine izah ve ikna etmek yolunu tercih etmesi halidir.Bu şekilde her seviyedeki çalışanlar kurumun Vizyonu ve yönetim  stratejisi hakkında somut bilgilere sahip olur. Bu vizyona erişebilmek uğruna kişisel becerilerini sonuna kadar liderin ve kurumun hizmetine sunarlar.

 Sevgili okurlar,

Haftalardır güncel siyasi konjonktür içerikli yazılar yazmaktan yoruldum ve biraz da sıkıldım. Bu hafta bilimsel bir yazı yazmak geldi içimden ama her şeye rağmen yine de şu kadarını belirtmeden geçemeyeceğim .

Keşke ülkemizdeki '' Dediğim dedik çaldığım düdük'' tarzını benimseyen tek adam olma hevesindeki  liderler biraz olsun yukarıda kısacık bir şekilde anlatmaya çalıştığım modern dünyadaki çağdaş liderlik anlayışını incelemeye ve içselleştirmeye çalışabilseler di güzel ülkemizde hayat her kes için daha kolay ve yaşanılır olurdu..

 

Saygılarımla

Serdar Durat Stratejist

 
 

Taksim Gezi Parkından doğan ve dalga dalga yurt sathına yayılan demokrasi ve özgürlük talepleri Sn. Başbakan ve AKP iktidarının süreci yönetme biçimleri  nedeniyle giderek sivil ve modern bir direniş eylemi şekline evrilmiştir. Başlangıçta son derece uygar ve çevreye duyarlı bir avuç gönüllü aktivist genç insanla başlayan demokratik eylemler idare tarafından doğru okunamadığı için, istişare-uzlaşı ile çözüm yerine şiddet kullanarak caydırmak gibi ilkel bir yöntem tercih edilmiştir. İşte bu talihsiz tercihtir ki ;birbirinden farklı geniş kitlelerin ayağa kalktığı ve bu insanlık dışı uygulamaya itiraz ettikleri sosyal refleksi tetiklemiştir. Günler geçtikçe sokaklardaki hareket sadece Taksim Gezi Parkı ile sınırlı kalmamış ve hükümet politikalarının ve uygulamalarının toplumda yarattığı, ancak duyarsızlık, ilgisizlik, çıkar hesapları ve korku gibi muhtelif nedenlerle pek yüksek sesle dile getirilemeyen, uzun zamandır birikmiş itirazları-memnuniyetsizlikleri de içeriğine katmıştır.

Direniş çok büyük oranda 30 yaş altı gençler tarafından sahiplenilmiş olup tarzı itibarı ile;

-Farklılıkları kucaklayan,
-Olağanüstü zeka ürünü mizahı bolca kullanan,
-Sosyal dayanışmayı içselleştiren,
-Her türlü şiddeti-siyasi kimlik ve fraksiyon aidiyetini dışlayan,
-Sakin-sabırlı ve sanatsal bir zerafet içinde yürütülmektedir.

Bu gençlerin çoğu;

-Hayatlarında yumrukları ile bile hiç kavga etmemiş,
-Hiç bir eyleme katılmamış,
-Lisan bilen,
-Çağdaş iletişim teknolojilerini çok iyi kullanan,
-Vatan sevgileri ve milli duyguları yoğun ama adeta dünya vatandaşı anlayışını benimseyen,
-Özgürlüklerine düşkün,
-Sorgulamadan ve ikna olmadan kabullenmek istemeyen,
-Yaşam tarzlarını etkileyecek her türlü karar süreçlerine müdahil olmayı arzu eden
-Etnik ve kültür kökenli farklılıkları umursamayan,
-Doğaya saygılı, insanı seven,
-Uluslar arası siyasi sınırların kalkacağı yeni bir dünya hayal eden insanlar.

İşte böylesine bilinçli, ezber bozan, ne istediğini bilen, anti-demokratik uygulamalara kafa tutan yeni nesil karşısında ülkeyi yönetmek isteyenlerin artık yeni paradigmalar-politikalar ve söylemler geliştirmeleri zarureti vardır. Siyaset yapanların bu güne kadar kitleleri etkilemek, yönlendirmek adına kullandıkları Din-Etnisite- Ekonomik sınıflar-Güvenlik-bireysel hak ve hürriyetler gibi parametreler bundan sonra pek kolayca politika malzemesi olarak kullanılamayacak, inandırıcı olamayacaktır.

Gayet tabidir ki bu değerler önemlerini korumaktadırlar ancak yeni nesil salt bu değerler üzerinden manüple edilemeyecek kadar geleneksel statüleri-politik düşünce dayatmalarını aştığını göstermiştir.

Ayrıca bu genç cesur yürekler gerçekten özgür bir hayatın korkunun bittiği yerde başladığını anlamışlar, demokratik bağımsızlıklarının ve koşulsuz boyun eğmeyişin onurunu-etkisini, keyfini algılamışlardır. Kolay kolay da vazgeçmeyecekleri aşikar.

Uzun bir yolun başında olduklarının bilincindedirler ve sabırla direnişlerini sürdürüyorlar. Onlar ’’ Roma bir gece de inşa edilmedi’’ deyişini benimsemişler ve büyük-yüksek hedefler koymuşlar önlerine anlaşılan.  Eminim bir fare’nin gebelik süresinin 22 gün, bir fil’in gebeliğinin ise 22 ay olduğunu da biliyorlardır..

Sevgili okurlar,

ABD’nin Washington eyaletinde bulunan 57 mt yüksekliğindeki Palouse çağlayanından kano ile inen ilk insan olan Tyler Bradt’e sormuşlar. Bu şelalenin çılgın sularına dalacak cesareti ve isteği nasıl buldunuz diye.. Ben sadece böyle bir şeyin mümkün olup olmadığını görmek istemiştim demiş..işte direnişi sürükleyen gençler de siyasilerin demode sloganlarını çürütmenin, ayrıştırıcı-kamplaştırıcı yaklaşımların anlamsız ve değersiz kılınabileceğinin, demokrasilerde şiddetin baskının ve inadın hiç bir sorunu çözemeyeceğinin görülmesinin, tüm farklılıklarımızla bu güzel ülkede huzur ve barış içinde birlikte varolmanın ve yaşamanın mümkün olduğunu ispatlamışlardır.
Bu çocuklar, Nutuk’u okumayanların-doğru anlamayanların attıkları nutuklara  rağbet etmediklerini, dini değerlerine saygılı olduklarını, kollarına kan gruplarını yazarak alanlara gelip bu yola baş koyduklarını, onlara rağmen-onları yok sayarak ülkeyi kimselerin yönetmesine izin vermeyeceklerini, demokratik gelişmiş ülkelerde olduğu gibi kendi özel hayatlarını ilgilendiren ve milli menfaatlerimizin söz konusu olduğu hiç bir konuda iktidarın tasarruflarına eyvallah demeyeceklerini, empozelere ve baskılara boyun eğmeyeceklerini, fikren ikna edilmek istediklerini çok somut bir şekilde vurgulamışlardır.

Değerli düşünürler,

Cumhuriyet tarihimizde Türkiye’de iktidara gelen siyasetçilerin yaş ortalamaları bu gençlerin annelerinin- babalarının ve hatta kısmen büyükanne ve büyükbabalarının yaşları ile denktir. Dolayısı ile bizim neslimizin ezbere bildiğimiz basmakalıp söylemleri sürdürerek, onların barışçıl dilini kullanmadan, o yükselen enerjilerini ve haklı taleplerini ciddiye almadan bu ülkeyi yönetebilmek artık mümkün değildir.

Aksi halde inanınız bu genç nesil kesinlikle siyasetçileri ciddiye almayacaklardır.

Zira bu direniş rüzgarı yepyeni paradigmaları, politikaları, çağdaş yönetim stratejilerini ve genç liderlerini kendi iç dinamiklerinden çıkarma potansiyeline sahiptir.

Hal böyle iken günün iktidar sahiplerine Mevlana hazretlerinin yazıma başlık yaptığım sözlerini hatırlatmak isterim.. ‘’Dün dünde kaldı cancağzım artık yeni bir şeyler söylemek lazım  ‘’

Saygılarımla

Serdar DURAT
Stratejist
11.06.2013



Kaynak : http://www.haber3.com/dun-dunde-kaldi-cancagzim-artik-yeni-bir-seyler-soylemek-lazim-107667y.htm#ixzz2WTeOG86U

 

 

 

 

   

       

This site was last updated 04/24/14