SERDAR DURAT

 

Home
GERİ

              

YOLSUZLUKLA MÜCADELEYE DÖNÜK ATASÖZLERİMİZ
 

 

 

 

 

Değerli düşünür dostlarım,

Bu köşeyi takip eden okurlar bilirler zaman zaman bazı atasözlerimizden duyduğum rahatsızlığı dile getirir, değiştirmemiz ve ivedilikle unutmamız gerektiğinden bahsederim. Dün gündeme düşen yolsuzluk iddiaları üzerine yine aklıma geldi bu konu .

  ''Devletin malı deniz yemiyen domuz'' ,  '' Bal tutan parmağını yalar'' ,  '' Bana dokunmayan yılan bin yaşasın'' , '' Güleriz ağlanacak halimize'' deriz bizim ülkemizde. 

 Bahse konu yolsuzluk iddiaları hakkında çok fazla düşünmeye, sebep sonuç analizi yapmaya gerek yok , sosyokültürel olarak benimsenmiş ve adeta içselleştirilmiş bu sözler olaya yeterince ışık tutmaktadır. Öyle ya , dinimiz gereğince pek sevmediğimiz bir hayvan olan domuz yerine konmayı kim ister ki iddialardaki adı geçenler istesin ? Bal deseniz yapışkan özelliği olan bir gıda maddesidir yalamadığınız takdirde elinize, yüzünüze gözünüze bulaşır..mecburen azıcık yalayıvermişler anlaşılan. Öte yandan adli soruşturmaların açılmasına ve kolluk kuvvetlerinin operasyon yöntemlerine ilişkin bu gün Hükümetin eleştirdiği her şey daha evvel başka davalarda ziyadesi ile uygulanmıştı ve hiç tepki almamıştı. Teşbihte hata olmazmış, demekki o vakit yılan kendilerine dokunmamış.

Bazı insanlar vardır hicap duygusu ile yerin dibine batmak isterler, onurları ve gururları incindiğinde, namusları ve ahlaki değerleri sorgulanacak duruma düştüklerinde değil görevlerinden istifa etmek canlarına bile kıyarlar . Bazıları ise belki biraz yüzsüzlükten ve belki biraz da pişkinlikten ağlanacak hale düştüklerinde bile sırıtabilirler..

 

Sevgili okurlar,

Siyaset te yolsuzluk iddiaları gerek dünyanın diğer coğrafyalarında ve gerekse bizim ülkemizde ilk kez karşılaştığımız yeni bir sorun değildir hep varolagelmiştir. Ancak önemli olan ve fark yaratan hususlar yolsuzlukla mücadele yöntemleri, kök nedenlerini tespit ve yok edebilme becerisi, sorumlu makamları işgal edenlerin duruşlarında ortaya çıkmaktadır. Gayet tabidir ki ''Çamur at ,aslı kalmazsa izi kalsın '' anlayışı ile insanların suçsuz yere karalanmalarına, şeref ve iffetlerinin lekelenmesine izin verilmemelidir. Kendileri veya aile fertleri gerçekten somut deliller ile suçlanan siyasilerin özgüvenleri varsa eğer en azından soruşturmanın selameti adına görevlerinden istifa etmeleri gerekir. Görevden azledilmeyi beklemek yerine kendi insiyatifleri ile ayrılmak onurlu insanlara çok yakışır.

 

Değerli düşünürler,

Lütfen hedef saptırma gayretlerine ve zihinlerinizi karıştırma çabalarına değer vermeyiniz. Yaşananlar ne siyaset mühendisliği ile mevcut hükümeti yıpratmak ve ne de Cemaat ile AKP arasındaki nüfuz mücadelesi ile açıklanabilir. Unutmayınız ki iddia edilen yolsuzlukların kapsamındaki paralar hepimizin hayatlarından çalınan paralardır. Belki direkt cebinizden, banka hesaplarınızdan çıkmadığını düşünebilirsiniz ama unutmayınız ki zaten milli sorun stoklarımızın eritilmesi adına kaynak sıkıntısı çeken bir ülkeyiz . Haksız ve ahlaksız bir şekilde birilerinin kazanç hanesine giden bu kaynaklar sağlık ve eğitim başta olmak üzere toplum yararına kullanılmış olsaydı hayatlarımızın kalitesi çok farklı olurdu.

 

Saygılarımla

 

Serdar Durat

Stratejist

19.12.2013

 
 

Taksim Gezi Parkından doğan ve dalga dalga yurt sathına yayılan demokrasi ve özgürlük talepleri Sn. Başbakan ve AKP iktidarının süreci yönetme biçimleri  nedeniyle giderek sivil ve modern bir direniş eylemi şekline evrilmiştir. Başlangıçta son derece uygar ve çevreye duyarlı bir avuç gönüllü aktivist genç insanla başlayan demokratik eylemler idare tarafından doğru okunamadığı için, istişare-uzlaşı ile çözüm yerine şiddet kullanarak caydırmak gibi ilkel bir yöntem tercih edilmiştir. İşte bu talihsiz tercihtir ki ;birbirinden farklı geniş kitlelerin ayağa kalktığı ve bu insanlık dışı uygulamaya itiraz ettikleri sosyal refleksi tetiklemiştir. Günler geçtikçe sokaklardaki hareket sadece Taksim Gezi Parkı ile sınırlı kalmamış ve hükümet politikalarının ve uygulamalarının toplumda yarattığı, ancak duyarsızlık, ilgisizlik, çıkar hesapları ve korku gibi muhtelif nedenlerle pek yüksek sesle dile getirilemeyen, uzun zamandır birikmiş itirazları-memnuniyetsizlikleri de içeriğine katmıştır.

Direniş çok büyük oranda 30 yaş altı gençler tarafından sahiplenilmiş olup tarzı itibarı ile;

-Farklılıkları kucaklayan,
-Olağanüstü zeka ürünü mizahı bolca kullanan,
-Sosyal dayanışmayı içselleştiren,
-Her türlü şiddeti-siyasi kimlik ve fraksiyon aidiyetini dışlayan,
-Sakin-sabırlı ve sanatsal bir zerafet içinde yürütülmektedir.

Bu gençlerin çoğu;

-Hayatlarında yumrukları ile bile hiç kavga etmemiş,
-Hiç bir eyleme katılmamış,
-Lisan bilen,
-Çağdaş iletişim teknolojilerini çok iyi kullanan,
-Vatan sevgileri ve milli duyguları yoğun ama adeta dünya vatandaşı anlayışını benimseyen,
-Özgürlüklerine düşkün,
-Sorgulamadan ve ikna olmadan kabullenmek istemeyen,
-Yaşam tarzlarını etkileyecek her türlü karar süreçlerine müdahil olmayı arzu eden
-Etnik ve kültür kökenli farklılıkları umursamayan,
-Doğaya saygılı, insanı seven,
-Uluslar arası siyasi sınırların kalkacağı yeni bir dünya hayal eden insanlar.

İşte böylesine bilinçli, ezber bozan, ne istediğini bilen, anti-demokratik uygulamalara kafa tutan yeni nesil karşısında ülkeyi yönetmek isteyenlerin artık yeni paradigmalar-politikalar ve söylemler geliştirmeleri zarureti vardır. Siyaset yapanların bu güne kadar kitleleri etkilemek, yönlendirmek adına kullandıkları Din-Etnisite- Ekonomik sınıflar-Güvenlik-bireysel hak ve hürriyetler gibi parametreler bundan sonra pek kolayca politika malzemesi olarak kullanılamayacak, inandırıcı olamayacaktır.

Gayet tabidir ki bu değerler önemlerini korumaktadırlar ancak yeni nesil salt bu değerler üzerinden manüple edilemeyecek kadar geleneksel statüleri-politik düşünce dayatmalarını aştığını göstermiştir.

Ayrıca bu genç cesur yürekler gerçekten özgür bir hayatın korkunun bittiği yerde başladığını anlamışlar, demokratik bağımsızlıklarının ve koşulsuz boyun eğmeyişin onurunu-etkisini, keyfini algılamışlardır. Kolay kolay da vazgeçmeyecekleri aşikar.

Uzun bir yolun başında olduklarının bilincindedirler ve sabırla direnişlerini sürdürüyorlar. Onlar ’’ Roma bir gece de inşa edilmedi’’ deyişini benimsemişler ve büyük-yüksek hedefler koymuşlar önlerine anlaşılan.  Eminim bir fare’nin gebelik süresinin 22 gün, bir fil’in gebeliğinin ise 22 ay olduğunu da biliyorlardır..

Sevgili okurlar,

ABD’nin Washington eyaletinde bulunan 57 mt yüksekliğindeki Palouse çağlayanından kano ile inen ilk insan olan Tyler Bradt’e sormuşlar. Bu şelalenin çılgın sularına dalacak cesareti ve isteği nasıl buldunuz diye.. Ben sadece böyle bir şeyin mümkün olup olmadığını görmek istemiştim demiş..işte direnişi sürükleyen gençler de siyasilerin demode sloganlarını çürütmenin, ayrıştırıcı-kamplaştırıcı yaklaşımların anlamsız ve değersiz kılınabileceğinin, demokrasilerde şiddetin baskının ve inadın hiç bir sorunu çözemeyeceğinin görülmesinin, tüm farklılıklarımızla bu güzel ülkede huzur ve barış içinde birlikte varolmanın ve yaşamanın mümkün olduğunu ispatlamışlardır.
Bu çocuklar, Nutuk’u okumayanların-doğru anlamayanların attıkları nutuklara  rağbet etmediklerini, dini değerlerine saygılı olduklarını, kollarına kan gruplarını yazarak alanlara gelip bu yola baş koyduklarını, onlara rağmen-onları yok sayarak ülkeyi kimselerin yönetmesine izin vermeyeceklerini, demokratik gelişmiş ülkelerde olduğu gibi kendi özel hayatlarını ilgilendiren ve milli menfaatlerimizin söz konusu olduğu hiç bir konuda iktidarın tasarruflarına eyvallah demeyeceklerini, empozelere ve baskılara boyun eğmeyeceklerini, fikren ikna edilmek istediklerini çok somut bir şekilde vurgulamışlardır.

Değerli düşünürler,

Cumhuriyet tarihimizde Türkiye’de iktidara gelen siyasetçilerin yaş ortalamaları bu gençlerin annelerinin- babalarının ve hatta kısmen büyükanne ve büyükbabalarının yaşları ile denktir. Dolayısı ile bizim neslimizin ezbere bildiğimiz basmakalıp söylemleri sürdürerek, onların barışçıl dilini kullanmadan, o yükselen enerjilerini ve haklı taleplerini ciddiye almadan bu ülkeyi yönetebilmek artık mümkün değildir.

Aksi halde inanınız bu genç nesil kesinlikle siyasetçileri ciddiye almayacaklardır.

Zira bu direniş rüzgarı yepyeni paradigmaları, politikaları, çağdaş yönetim stratejilerini ve genç liderlerini kendi iç dinamiklerinden çıkarma potansiyeline sahiptir.

Hal böyle iken günün iktidar sahiplerine Mevlana hazretlerinin yazıma başlık yaptığım sözlerini hatırlatmak isterim.. ‘’Dün dünde kaldı cancağzım artık yeni bir şeyler söylemek lazım  ‘’

Saygılarımla

Serdar DURAT
Stratejist
11.06.2013



Kaynak : http://www.haber3.com/dun-dunde-kaldi-cancagzim-artik-yeni-bir-seyler-soylemek-lazim-107667y.htm#ixzz2WTeOG86U

 

 

 

 

   

       

Home | Makaleler 7 | Makaleler 8 | Makaleler 9 | Makaleler 10 | Makaleler 20 | Makaleler 21 | Makaleler 22

This site was last updated 12/23/13