SERDAR DURAT

 

Home
GERİ

              

MİLLİ KİMLİĞİMİZE İLİŞKİN GERÇEKLER :

Değerli düşünür dostlarım,

Ülkelerin ve halkların milli kimliklerinin belirlenmelerinde etkili olan başlıca parametreler yönetim şekilleri, jeopolitik gerçekleri, dini tercihleri,etnik-antropolojik genleri ve sosyo-kültürel disiplinleri/değerleridir. Türkiye’nin dünya çapında yarattığı algıda ayni şekilde belirtilen parametreler doğrultusunda oluşmaktadır. Biz istediğimiz kadar kendimizi cumhuriyet yönetimini benimsemiş,demokratik- laik-sosyal bir hukuk devleti olarak lanse etmeye çalışalım, Avrupa’nın bir parçası olarak kabul edelim; uluslararası camialar bizi nüfusunun %99 u müslüman olan,kökeni orta Asya’ya dayanan, Kafkasya-yakın/ortadoğu ve Arap coğrafyasına bitişik konumda yer alan bir islam cumhuriyeti olarak tanımlamaktadırlar. Seversiniz veya sevmezsiniz, beğenirsiniz veya beğenmezsiniz ama sözde olmasa da özde yaklaşım bu şekildedir.

Eğitimlerim ve görevlerim münasebeti ile ABD ve AB üyesi ülkelerde yaşadığım yıllar boyunca bu duruma çok yakından şahit oldum. Batı medeniyetlerindeki yerleşik intiba bizim Arap kültürüne çok yakın ve din temelli bir toplum olduğumuz yönündedir.

Tabiatı ile bu intiba kendiliğinden oluşmuyor bizim gündelik hayat pratiklerimiz kapsamındaki bu çağda asla gizlenmesi mümkün olmayan gerçekler besliyor.

Nedir bu gerçekler derseniz ; Bireysel özgürlükler, eğitim standartları, insan haklarına ve hukuka saygı, kadınlarımızın gerek aile içinde ve gerekse sosyal-siyasi yaşamda kararlara katılımı, refah ve mutluluk algıları, gelir dağılımındaki kümelenme analizleri örnek olarak gösterilebilir. Kelimeler belki daha kolay eğilebilir-bükülebilir ancak rakkamlarla oynamak pek kolay değildir. Bu cümleden olarak kendi yüzümüze ayna tutmak ve durum değerlendirmesi yapmak istersek aşağıdaki analiz sonuçlarına bakmak yeterli olacaktır kanaatindeyim.

-İster kadın meselelerine ister aidiyet ve kimlik meselelerine bakıldığında ülke nüfusunun yüzde 50’sinin yalnızca 11 metropol merkezinde, yüzde 30’u kent merkezlerinde yaşamaya başlamış olmasına rağmen “modern ve kentli” olarak ima edilen bazı değer ve davranış değişimlerinin gerçekleşmediği de görülmektedir.

Türkiye’de 18 yaş üstü yetişkin nüfusun yüzde 71,6’sı evli, yüzde 21,2’si bekar, yüzde 0,9’u nişanlı, yüzde 1,4’ü boşanmış ve yüzde 4,9’u duldur. Evlilik biçiminde hâlâ ağırlık görücü usulüyle evlenmededir (yüzde 48,1) ve nüfusun yüzde 8,2’si rızası dışında aile büyüklerinin kararıyla evlendirilmektedir.

-Beşte üç evlilik hem resmi hem dini nikahla gerçekleşmiştir. Herhangi bir nikah olmadan beraber yaşayan ise yok denecek kadar azdır. Her dört evlilikten birinde çiftler arasında akrabalık bağı bulunmaktadır (yüzde 9,9 birinci derece akraba, yüzde 16,1 ikinci derece akraba). Kaldı ki birinci derece akrabalar arası her beş evliliğin birisi rızaları dışında gerçekleşmektedir.

-Her on ailenin altısında evli çiftlerden ancak bir kişi çalışırken, yalnızca bir ailede eşlerden her ikisi de çalışmaktadır.

-Bir erkekle bir kadının beraber yaşaması için dini nikâhın şart olduğu fikrinde olanlar yüzde 76,2 oranındadır.

-“Bir kadın sevdiği adamla resmi veya dini nikâh olmadan beraber yaşayabilir” fikrini onaylayanlar yalnızca yüzde 10,3, karşı çıkanlar yüzde 82,1 oranındadır.

-Toplumun yüzde 53,7’si henüz ailecek sinemaya, tiyatroya gitmemiş, yüzde 55,5’i yılbaşı kutlamamakta, yüzde 52,2 hanede kadınlar kolsuz bluz giyememekte, yüzde 40,1’i ailecek tatil yapmamış ve yüzde 29,8’i aile içinde yaşgünü kutlamamaktadır.

-Toplumun üçte ikisi (yüzde 67,8) kendisini orta sınıf sayıyor, sorulduğunda refah bakımından ortadaki dilimde tanımlıyor.

-Toplumun yüzde 8’i kendisini en yoksul, yüzde 18,2’si de kendisini yoksul olarak tanımlıyor.

-Kendisini yoksul olarak tanımlayanların yüzde 86’sı lise altı eğitimli, yüzde 95’inin babası da lise altı eğitimli. Ağırlıkla işçi olarak veya tarımda çalışıyorlar veya işsizler. Yüzde 60’ının aylık hane geliri 700 liranın altında ve dörtte biri metropol varoşlarında oturuyor.

-Kendisini mutsuz olarak tanımlayanların ise dörtte biri Kürt, beşte biri Alevi, beşte ikisi inançlı, üçte biri 700 TL altında gelire sahip.

-Haneye mobilya, beyaz eşya alınırken kadınların kararlardaki rolü yüzde 54,6 iken, çocuğun hangi okula gideceği kararında hanelerin yalnızca yüzde 18,5’inde kadının etkin olduğu görülüyor. Kadınlara biçilen bu rollerde hemen hiçbir farklı kümelenme ve demografik farklılıkta kayda değer bir tutum farkı gözlenmemektedir.

Yani toplumun tüm kesimlerinde kadına bakış ortak ve sorunlu bir karakteristik göstermektedir.

-Aileleri ve kendileri için önemli görülen özellikler sorulduğunda, görüşülen kişiler en yüksek oranda yüzde 58 ile “konu komşunun, çevrenin itibarı, saygısı” ve yüzde 54 ile “gelenek, göreneklere bağlılık” ve yüzde 46 ile “dini değerlere bağlılık” özelliklerini saymaktadır.

-Görüşülen kişilerin yüzde 82’si kız çocuklarına kazandırılması gereken iki özellikten biri olarak “namuslu ve dürüst olma” seçeneğini söylüyor. Bu cevabı yüzde 30 ile “dini vecibeleri yerine getirme”, yüzde 20 ile “çalışkanlık”, yüzde 18 ile “vatana, millete bağlılık” ve “hakkını” arayabilme” ve yüzde 17 ile “gelenek ve göreneklere bağlılık” cevapları takip ediyor. Görüşülen kişilerin yüzde 76’sı erkek çocuklara mutlaka “namuslu ve dürüst olma”nın öğretilmesi gerektiğine inanıyor. Ardından yüzde 31 ile “vatana, millete bağlılık”, yüzde 27 ile “çalışkanlık”, yüzde “24 ile “dini vecibeleri yerine getirme” geliyor.

-Büyüklerin yanında yapılmaması gereken davranışlar olarak, içki içmek yüzde 81 oranında, sigara içmek yüzde 76 oranında, bacak bacak üstüne atmak yüzde 67 oranında ve lafa karışmak yüzde 57 oranında söylenmektedir.

 

Değerli düşünürler, bu sayısal bilgiler KONDA’nın siyasal ve toplumsal araştırmaları kapsamında hazırlanan ocak 2012 raporundan alınmıştır. İşte bu tür araştırma sonuçları ve ilaveten ülkemizdeki kadın cinayetleri, çocuk istismarları, işsizlik oranları, fırsat eşitsizliği ve gelir dağılımındaki dengesizlik, hukukun üstünlüğüne olan güven ve inanç erozyonu bizim milli kimliğimizi küresel platformlarda tanımlayan parametrelerdir. Ne dersiniz yıllardır bizi AB kulübü kapısında tutan gavura mı kızalım?yoksa halen çağdaş medeniyet seviyesine erişemediğimiz için kendimize mi?

 

Saygılarımla

 

Serdar DURAT

 

Stratejist

 

02.03.2012

 

   

       

This site was last updated 03/04/12