SERDAR DURAT

 

Home
GERİ

              

TÜRKİYE’DE GENÇ NESİL TALEPLERİ :

 

Değerli düşünür dostlarım,

Dünya üzerinde bizim kadar çocuklarını ve gençlerini; ne yapmaları,nasıl yaşamaları ne şekilde davranmaları ve nelere inanmaları gerektiği konularında yönlendirmeye- yönetmeye hevesli-azimli bir başka millet olmadığı kanaatindeyim. Bu durum kısmen sosyal antropolojik özelliklerimizden kaynaklansa da bu günün küresel gerçekleri doğrultusunda belki de patolojik bir tutku hali olarak değerlendirilmelidir.

Lütfen samimi ve dürüst olarak düşününüz; hangimiz / kaçımız çocuklarımıza hayattan ne beklediklerini, bireysel stratejik kariyer planlarının, hayallerinin neler olduğunu sorarız ve onları dinleriz ? Onların kararlarına ve tercihlerine koşulsuz saygı duyabiliriz ?Böylesine geniş mezhepli, üst düzey olgunluk ve özveri sahibi ebeveynler de vardır muhakkak,onları tenzi eder ve kutlarım ama istisnalar kaideyi bozmaz. Kaide ise şudur : Ailevi inanç ve kültür değerlerimizin mutlaka evlatlarımıza geçmesini isteriz. Kendi erişemediğimiz hayallerimizi yine evlatlarımıza yükler, onların bizim rüyalarımızı gerçekleştirmelerini bekleriz. Bizden daha iyi koşullarda hayat sürmelerini temenni ederiz. Genellikle kendi siyasi tandans ve görüşlerimizi onlara empoze etmeye çalışırız. Hatta tutuğumuz spor takımlarını bile aynen onlarında tutmasını arzu eder, üstü kapalı da olsa manevi baskı bile yaparız.

Bizim doğrularımızı kayıtsız şartsız kabul etmelerini ve gösterdiğimiz istikamette verdiğimiz yol haritasını takip ederek ilerlemelerini bekleriz.

Bütün bunları yaparken de genelde duygusal davranır ve çocuklarımızı koruma

içgüdülerimize yenik düşeriz. Onların özgürlük alanlarını daralttığımızı, kendi hür iradeleri ile kararlarını oluşturmalarını engellediğimizi ve belki de bizim hatırımız için aslında hiç istemedikleri tercihleri yapmak zorunda bıraktığımızı pek farketmeyiz. Çocuklarımızı başarıya odaklarken mutlu olup olmadıklarını sormayı pek aklımıza getirmeyiz.

Değerli düşünürler, bu gerçeklik çekirdek aile yapımızda olduğu kadar milli sosyal yapımızda da ayni şekilde karşımıza çıkmaktadır. Toplum kendi içinde siyasi tercihler-ekonomik refah seviyesi-sosyo kültürel-etnik ve inanç temelli değerler doğrultusunda sınıflara ayrılmış durumdadır. Milli kaynakların paylaşımı adına bu sınıfların aralarında açık ve/veya örtülü sosyal çatışmalar her zaman olagelmiştir.

Farklı görüşlere tahammül becerisi ile çıkar çatışmalarını tolere edebilmek ve bir arada yaşayabilmek gerçek bir demokratik olgunluk gerektirir. Henüz ülkemizde bu olgunluğa erişebildiğimizi söylemek pek kolay değil.

Her sosyal sınıf, kendi öz değerlerini gençlerine aşılamak için çaba sarfetmekte ama ne yazıktır ki ayni topraklarda birlikte yaşamak zorunda oldukları diğer sosyal sınıfların paradigmalarını anlamaya çalışmamaktadır. Her kesim bir diğerini ya kendine benzetmeye çalışmakta ya da ötekileştirme/dışlama/yok sayma gayreti içine girmektedir. Güç sahibi olan mevcut sistemi kendi inançları ve beklentileri doğrultusunda revize etmeye çalışmaktadır. Bu kapsamda bu gün ülkeyi yöneten hükümet açıkça dindar bir gençlik yetiştirmek konusunda irade beyanında bulunmuş ve toplumun en az yarısında bu yaklaşım kaygı ile karşılanmıştır.

Toplumun belirli bir bölümü gençlerine din merkezli muhafazakar bir hayat tarzını dikte etmeye çalışırken bir diğer kesimi de laik cumhuriyet değerlerine bağlı moderniteyi empoze etmektedir. Eğitimde, kılık kıyafet tercihlerinde, yaşam biçimlerinde genelde hep bu iki ana eksen etrafında kümelendirme gayretleri hakimdir. Bu yaklaşım da beraberinde kitleler arasında kopmaları ve birbirinden uzaklaşma halini getirmektedir.

 

Oysaki (güç-zaaf-fırsat- tehdit) analizi yapıldığında açıkça görülmektedir ki bu gün ihtiyacımız olan şey birbirimize her zamankinden daha yakın durabilmek, birlik ve beraberlik içinde olabilmektir. Bu ülkede çocuğuna bale eğitimi vermek isteyen aile de, kuran eğitimi vermek isteyen aile de eşit haklara sahiptirler, aralarında hiç bir imtiyaz farkı olamaz, her ikisi de bu ülkenin gerçeğidir. Bu seçim onların en doğal hürriyetlerinin bir parçası olmalıdır. İdarenin görevi ise bu farklı tercihleri ve talepleri karşılayabilecek en rasyonel eğitim sistemini kurmak ve metodolojileri geliştirmektir. Bunu yaparken de çağdaş ve evrensel eğitim standartlarından taviz verilmemelidir.

 

Örf ve adetler, milli değerler, kültür mirası gayet tabidir ki çok önemlidir ve nesiller arası geçişlerde taşınmalıdır . Zaten çocuklar empozelerden/dayatmalardan çok, kendi eko sistemleri dahilinde yakın çevrelerinde gördüklerini/yaşadıklarını öğrenirler/benimserler. Zaman içinde bireysel görgü ve kültürleri arttıkça öğretilmiş ezberlerini yargılamaya ve dünya gerçekleri ile karşılaştırmaya başlarlar.

 

Teknolojiik gelişmeler bilgiye ulaşmayı çok kolaylaştırmış ve bireysel özgürlük alanlarını genişletmiştir. İster muhafazakar/mütedeyyin aile yapısından olsun isterse modern ve liberal aile yapısından olsun artık gençler dünyayı izleyebilmekte ve kendi hayat şartlarını mukayese edebilmekte, tercihlerini geliştirebilecek bir vizyon oluşturabilmektedirler. Baskılara ve yönlendirilmelere en azından gönül rızası ile  rağbet etmemekte, sorgulamak ve irdelemek haklarını sonuna kadar kullanmak istemektedirler. Ayrıca Türkiye’nin geleneksel kıdem alışkanlığını kırmayı ve liyakat esası ile çok daha genç yaşlarda yönetime katılmayı ve/veya yönetimde söz sahibi olmayı arzu etmektedirler.

 

Netice olarak artık şu gerçeği görmek zorundayız. Çocuklarımızı ve gençlerimizi tamamen bizim istediğimiz formasyonlarda yetiştirmek, arzu ettiğimiz rol modellere hayranlık duymalarını beklemek ve bu uğurda ajitasyon yapmak pek mümkün değil. Kimbilir belki de bizim çözemediğimiz sınıfsal çatışmaları, eğer biraz kendi hallerine bırakırsak onlar çok daha demokratik biçimde ve birbirlerini anlayarak çözebilme şansına sahip olacaklardır. Samimiyetlerine ve içtenliklerine inandıkları sürece artık farklı görüş ve inanç sahibi gençler birbirlerinin varlıklarını kabul edecekler, farklılıkları ile ama milli menfaatlerimiz doğrultusunda oluşturacakları ortak değerlerin çatısı altında ahenk içinde yaşayarak Türkiye’yi çok daha mutlu ve müreffeh bir geleceğe taşıyabileceklerdir. Yeter ki onların ne istediklerini sormayı, içtenlikle dinleyebilmeyi ve taleplerine saygı duymayı becerebilelim.

 

Saygılarımla

 

Serdar DURAT

 

Stratejist

 

27.02.2012

 

   

 

       

This site was last updated 02/29/12