SERDAR DURAT

Home
Up

 

 

TÜRKİYE’NİN YENİ JEOPOLİTİK MİSYONU İÇİN KOSTÜMLÜ PROVA

29 Mart yerel seçimleri arifesinde ve süresince enerjisini ve mesaisini hemen bütünüyle iç politikaya yönelten,adeta dış dünyaya kapılarını kapatan ve geleceğini/kaderini etkileyebilecek diğer uluslar arası konuları dormant statüde askıya alan Türkiye,seçimlerin ardından tekrar dış politikaya angaje olmak zorunda kalmış ve ülke gündemi değişerek,kamu oyunu ve medyayı etkisi altına almıştır.

  • Nato nun 60.kuruluş yıldönümü ve yeni genel sekreterin seçilmesi,

  • Londra daki G 20 zirvesi,

  • İstanbulda ki medeniyetler ittifakı toplantısı

  • ABD Başkanı Obama’nın Türkiye’ye yaptığı resmi ziyaret bir anda dikkatleri dış politikaya çevirmiştir.

Yazılı ve görsel basında yeterince yorum ve analizler yapılarak bahse konu gelişmeler değişik açılardan değerlendirilmiştir.Bu makalenin amacı ise; özellikle Obama’nın ziyareti süresince yaptığı açıklamalar doğrultusunda Türkiye’ye bulunduğu coğrafya da yeni bir jeopolitik misyon verilmesinin planı ve bu planın kostümlü provasının başlatıldığına dair düşünceleri sizlerle paylaşmaktır.Her ne kadar müthiş bir diplomatik nezaket ve PR ustalığı ile de yapılmış olsa Obama’nın Türkiye’nin mevcut strateji ve politikalarını derinden etkileyebilecek bazı telkin ve tavsiyeler de bulunduğu yadsınamayacak bir gerçektir. Bu istekler asla tesadüfen ve irticalen söylenen hususlar olmayıp gerek ABD başkanlık seçimi kampanyası esnasında seçmenlere karşı vermiş olduğu taahhütlerle ve gerekse Avrupa ülkelerinin liderleri ile yaptığı istişarelerle yüzde yüz örtüşmektedir.

Kısaca hatırlamak gerekirse,

  • Ermenistan ile diplomatik ilişkilerimizin normalleşmesi adına halen kapalı tutulan sınırımızın açılması ve ticari faaliyetlerimizin arttırılması,

  • Afganistan da daha fonksiyonel ve geniş katılımlı bir Türk askeri varlığı,

  • Kuzey Irak ile ilişkilerin geliştirilmesi ve Amerikan askerinin Iraktan çekilme sürecinde ve sonrasında Türkiye’nin tam desteği,

  • Türkiye deki azınlıklara (Kürt ve Ermeni kökenli vatandaşlarımız kast edilerek) daha geniş özgürlük alanları ve eşit haklar sağlanması,

  • Heybeliada Ruhban okulunun yeniden hizmete açılması,

  • AB müzakereleri kapsamında Kıbrıs konusunun halledilmesi için ilave özverilerde bulunulması bir şekilde istenmiştir.

ABD nin ulusal çıkarları nazarı dikkate alındığında özellikle Afganistan-Pakistan-İran-Irak-Suriye-Lübnan-Israil ve Mısır ekseninde kendi politikalarını gözetecek, güvenebileceği güçlü bir ortağa ihtiyacı vardır. Bu ortak ne kadar güçlü ve güvenilir olursa ABD nin dünya nın bu bölgesine power projection ( güç aktarımı) ihtiyacı o ölçüde azalacaktır. İşte tam da burada Obama nın ortaya attığı yeni MODEL ORTAKLIK kavramı anlam kazanmaktadır. ABD nin Türkiye’den, bölgesel liderlik yaparak kendi dünya imparatorluğu konsept ve ideolojisini desteklemesini, ortadoğu ve Kafkasya daki stratejik çıkarlarını korumasını beklediğini söylemek için fütürist olmaya gerek yok.

Uluslar arası ilişkilerde hakim parametre milli menfaatlerdir, sürekli ve asla değişemez düşmanlıklar ve dostluklar sözkonusu değildir.Milli menfaatler gerektiriyorsa dünün düşmanlıkları bu günün dostluklarına dönüştürülebilmelidir.Tarihi/kültürel yakınlıklar,din ve etnisite uluslar arası ilişkileri düzenleyen dominant disiplinler olamaz, olsa olsa belki tali destek unsurları olabilirler.

Bunun aksi ise duygusallıktan ve diplomaside amatörlükten öteye gidemez.

Türkiye artık gerek ikili ve gerekse çoklu diplomatik ilişkilerinde matrix management bazlı Kozlar Stratejisini geliştirmeli ve ustaca uygulamalıdır. Daha açık bir ifade ile belirtmek gerekirse zaman aşımına uğrayan politik ezberlerden kurtulabilme cesaret ve basiretini gösterebilmelidir.

Yeni bir dünya kuruluyor iken ürkek ve şüpheci politikalar takip ederek oyunun dışında kalmamaya azami özen gösterilmelidir. Özgüveni yüksek, sahip olduğu güç ve kozların bilincinde olarak ancak uzlaşmaz bir tavır sergilemekten kaçınarak öncelikle bölgesel ve müteakiben küresel anlamda büyük, olayları seyreden değil yön veren ülke konumuna gelmek pek ala mümkündür.

Bu dönem Türkiye ve ABD nin ihtiyaçları,milli menfaatleri,politik tercihleri ve öncelikleri belki de tarihte hiç olmadığı kadar örtüşmekte olup meydana gelen bu konjonktürel sinerjiden azami ölçüde yarar sağlanmalıdır. Şüphesiz bu ilişkide zımnen ve kısmen de olsa bir asimetri sözkonusudur.Dünyanın süper gücü ve düzenleyicisi konumundaki ABD ile bölgesinde giderek güçlenen ve yakın gelecekte belirleyici lider ülke konumuna geleceği beklenen Türkiye’nin ortak çıkarlarının gelişmesi çok önemli ve kıymetlidir.

Türkiye sadece coğrafi konumu ile değil, tarihten gelen kültürel özellikler,sosyal antropolojik yakınlıklar,Türkçe dilinin geniş bir bölgede kullanılıyor olması gibi konularda da avantajları olan, Kafkasya ve Ortadoğu coğrafyasındaki nüfusunun çoğunluğu müslüman ama ayni zamanda laik/demokratik/sosyal bir hukuk devleti olan çok güçlü bir orduya sahip ve nihayet Batı ile entegre yegane ülkedir.

Bu özellikleri ile Türkiye ABD nin yeni dünya politikalarına uygun olarak işbirliği yapmak isteyeceği ülkelerin başında gelmektedir. Bir örnek vermek gerekirse, Afganistanda görev yapan Türk askerlerine Afgan halkının sevgisi ve güveni görülmekte asla diğer yabancı ülke askerlerine bu olumlu yaklaşım sergilenmemektedir. Bu durumu gören Nato güçlerinin diğer ülke askerlerine de Türk askerinin üniformasını giydirmesi çok manidardır.

Türk-Amerikan ilişkileri, Türkiye –AB ilişkilerinden olabildiğince bağımsız olarak sürdürülmeli-gelişmeli bu iki süreç birbirini etkilememelidir. Türkiye AB üyesi olsa da olmasa da ABD için vazgeçilmez önemi haiz güçlü ve büyük bir ülke olma niteliğini muhafaza etmelidir.

AB üyeliği için Türkiye’den istenen özverili reformlar ve değişim süreci sancılı ve uzun zamana yayılan bir bekleyisi gerekli kılmaktadır ve AB nin gelecekte var olmasına ilişkin halen çok ciddi kaygıların mevcudiyetide bilinen bir gerçektir.

İşte buradaki hayati konu,Türkiye’nin gücünün ve öneminin/sahip olduğu kozlarının gerçekten bilincinde olarak onurlu ve omurgalı bir politika uygulayabilmesidir.Bu süreçte çok hassas dengeler olduğunu asla dikkatlerden uzak tutmamalı,koşulsuz biat ile onursuz talepkarlık gibi marjinal sınırlara düşmemek önemlidir.Şüphesiz bu ikili ilişkiyi etkileme potansiyeline sahip üçüncü ülkeler de vardır ve olacaktır.Zaman zaman çıkar çatışmalarının olması da kaçınılmazdır. Bu potansiyel risk Shuttle diplomacy( mekik diplomasisi) ile çok büyük oranda tolere edilebilir

Tabiatı ile ahde vefa, kardeşlik,soydaşlık,tarihsel ve kültürel bağlar çok değerlidir ve uluslar arası ilişkilerde yeri vardır, ancak milli menfaatler ve değişen dünya koşulları karşısında bağlayıcı olmamalıdır.

Uluslar arası ilişkiler en temel mantıkla bakıldığında diplomatik bir alış verişten başka bir şey değildir. Meziyet ve ustalık çıkar çatışmalarını minimize etmeye çalışırken ortak menfaat alanlarını genişletebilmektir.Unutulmamalıdır ki bu işte Binary matematik gibi yalnızca sıfırlar ve birler yoktur daha başka bir çok ara yollar da vardır.

Saygılarımla

Serdar DURAT

Stratejist ve Yönetim Danışmanı

12 Nisan 2009


 

   

 

       

Home | Makaleler 7 | Makaleler 8 | Makaleler 9 | Makaleler 10 | Makaleler 20 | Makaleler 21 | Makaleler 22

This site was last updated 02/29/12